İşçilik Alacaklarında Belirsiz Alacak Davası ve Mahkemeye Erişim Hakkı: Anayasa Mahkemesi Kararı Üzerine İnceleme

    A. Giriş

6 Ocak 2026 tarih ve 33129 sayılı Resmî Gazete’de Anayasa Mahkemesi’nin 15.04.2025 tarih ve 2019/1844 başvuru numaralı kararı («Karar») yayımlanmıştır. Kararda, işçilik alacaklarına ilişkin davalarda usul kurallarının katı ve şekilci uygulanmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğine hükmedilmiştir.

Somut olayda, işçi tarafından açılan davada kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti taleplerinin, «belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği» gerekçesiyle dava şartı yokluğundan usulden reddedilmesi Anayasa’ya aykırı bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi’ne göre, mahkemelerin bu tür durumlarda davayı doğrudan reddetmek yerine, davayı genel eda davası olarak değerlendirip davacıya talebini netleştirme imkânı tanıması mümkündür.

Bu yönüyle karar, yalnızca usul hukukuna ilişkin teknik bir tartışma değil; iş uyuşmazlıklarında mahkemelerin nasıl bir yaklaşım benimsemesi gerektiğine dair güçlü bir ilke ortaya koymaktadır.

B. «Belirsiz Alacak Davası» Tartışması : Şekil Hatasının Davaya Etkisi

Kararda dikkat çeken temel nokta, bir davanın yanlış dava türüyle açılmış olmasının, her durumda davanın usulden reddini gerektirmeyeceği görüşüdür.

Anayasa Mahkemesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hâkime tanıdığı yetkilere dikkat çekerek, «Belirsiz alacak davası şartları oluşmadığı halde dava açılmışsa, bu durum davanın reddi için ‘son çare’ olmalı» ilkesini açıkça vurgulamıştır.

Bu yaklaşım özellikle iş davaları bakımından önemlidir. Zira uygulamada, işçinin çalışma süresi, ücret unsurları, izin kayıtları ve bordrolar çoğu zaman işverenin kayıtlarıyla netleşmektedir. Bu nedenle, dava açılırken yapılan nitelendirme hatalarının işçinin maddi hakkını tamamen ortadan kaldıracak şekilde sonuç doğurması, ölçüsüz bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, usul kurallarının amacının mahkemeleri gereksiz davalardan korumak ve tarafları doğru dava yoluna yönlendirmek olduğunu vurgulamış; maddi hakkın şekle feda edilmesinin ise Anayasa’nın 36. maddesiyle bağdaşmadığını açıkça ortaya koymuştur.

C. Kararın Pratik Sonuçları

İş mahkemelerinin, «hukuki yarar yokluğu» gerekçesiyle doğrudan ret kararı vermesi artık daha sıkı bir anayasal denetime tabidir. Bu da, işveren lehine kesin sonuç doğuran usul kararlarının her zaman “nihai çözüm” olmayabileceğini göstermektedir.
• Anayasa Mahkemesi’nin ihlal tespitiyle birlikte dosyaların yeniden yargılamaya gönderilmesi, uzun süredir kapandığı düşünülen uyuşmazlıkların tekrar gündeme gelmesine yol açabilir.
• Bu karar, iş uyuşmazlıklarında maddi hakka dayanmayan, usule dair verilen kararların Anayasa m.36 çerçevesinde değerlendirileceği sonucu doğurmaktadır.
 

D. Sonuç

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı; işçiler bakımından hak arama yollarının şekil nedeniyle tamamen kapanmaması, işverenler bakımından ise iş davalarında daha öngörülü ve kayıt temelli bir yönetim anlayışı gerekliliğini ortaya koymaktadır. İş hukukunda usul ile maddi hakkın dengelenmesine yönelik bu yaklaşımın, uygulamada önemli etkiler doğurması beklenmektedir.